AHMED
DAVUDOĞLU
102 NOLU
HADİSİN ŞERHİ:
Enes (R.A.) :
«Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e bir şey sormaktan nehiy
olunmuştuk-* demekle » «Çok şeyler
sormayın...» ayet-i kerimesine işaret etmiştir.
Bundan niçin
nehyedildiklerini 10 numaralı Hadis te görmüştük. Yine orada Nebi (sallallahu
aleyhi ve sellem): «Bana sorun.» buyurmuştu. Hadîadeki «Sorun» emri ile
ayetteki «Sormayın» nehyi bir birine muarız gibi görünüyorsada hakikâtte
aralarında hiçbir münâfât yoktur. Çünkü sorulmaması istenilen şeyler ihtiyaç
görülmeyen lüzumsuz suallerdir. Yoksa lüzumlu suâli ayet-i kerime de yasak
etmemiştir.
Sormak yasak edildikten
sonra ashab-ı kiramın çöl halkından birinin sormasına arzu etmeleri, onlara
henüz bu nehi ulaşmadığından ma'zur sayılacakları içindir. Bir de çölde
yaşayanlar zaten kaba saba olurlar. Onların bu hâli sual sormak için bir
ma'zeret olabilir.
Ayrıca aklı başında biri
olmasını istemeleri, lüzumlu şeyler sorsun ve sormasını da becerebilsin de
herkes istifade etsin diyedir. Nitekim imam Mâiik hazretleri pek heybetli bir
zât olduğu için talebesi kendisine çok çok sual soramaz; yabancı biri gelsin de
sorsun diye beklerlermiş,
Hadîsde çölden geldiği
bildirilen zât Dimâm b, Sa'lebe 'dir. Bu zâtın vefat tarihi ihtilaflıdır.
Bazıları hicretten beş sene sonra olduğunu söylerlerse de yanlıştır. Çünkü o
zaman henüz hacc farz olmamıştı. Doğrusu dokuzuncu yılda vefat etmiştir. Zaten
insanların dini İslama takım takım girmeye başlaması, Mekke'nin fethinden ve
Hevâzin'in hezimetinden sonradır. Bu da dokuzuncu yılda olmuş hatta o yıla
«Senetü'I-Vüfûd», «Hey'etler Yılı» adı verilmiştir.
Hz. Dimam (R.A.)'in Nebi
(S.A,V.)'e «Ya Muhammed» diye hitâb etmesi ihtimâl, ona adıyla hitâbda
bulunmanın yasak edilmesinden öncedir. Yahud da yasak edildiğini henüz
duymamıştır.
Dimâm (R,A.)'m huzur-ı
Nebeviye girerken müslüman olup olmadığı da ihtilaflıdır. Hadîsin zahiri
müsîüman olduğunu gösteriyor. Resulullah (S.A.V.)'in huzuruna gelişi, onu
görmek ve evvelce öğrendiklerini sağlamlaştırmak içindir. Fakat İbni Abbâs
(R.A.)'dan gelen rivayette Dimam'm suallerini bitirdikten sonra şahadet
getirdiği, sonra kavminin yanına dönerek onlara islâmiyyeti arzettiği ve
hepsinin müsîüman oldukları kaydediliyor. İmam Buhâri Hz. Dimâm (R.A.)'in
müsîüman olarak geldiğine kaildir. Bu takdirde Resulullah (sallallahu aleyhi ve
sellem)'e: «Gökyüzünü kim yarattı?» diye sorması ve diğer sualleri hakikatte
suâl değil, takrirdir.
Sözkonusu Sualler Muhtelif Bilgilere Delalet Ederler. Şöyle ki:
1- Evvela: «Gök yüzünü kim yarattı?» diye mahlukatın yaratanını
sorması güzel ve tertibli suâl sormayı bildiğini gösterir.
2- Sonra gök yüzünün ve
yerin yaradanına yemin vererek Resulullah
(S.A.V.)'in onun Nebi olduğunu tasdike zemin hazırlamak için: «Seni
Allah mı gönderdi?» diye sormuştur.
3- Nebi (S.A.V.)'in risâletine iyice vâkıf olduktan
sonra onu Resul gönderene yemin etmiştir ki, bu iş akl-ı selime vabeste güzel
bir tertiptir.
4- Hadîsdeki yeminler,
ihtiyaç üzerine değil, meseleyi te'kid ve takrir kabilindendir. Nitekim
Allah'u Teâla, da hiç bir ihtiyacı olmadiği halde Kur'an-ı Kerim'de bir çok
şeylere yemin etmiştir.
5- Hadîs-i şerif, beş
vakit namazın her gün ve gece tekrarlanacağına ve her sene ramazan ayında oruç
tutmanın farz olduğuna delildir.
6- İbn-i Salah: «Mukallidin imâm sahihtir.* diyen ulemaya bu
hadîsin delil olduğunu söylemiştir.
Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) Hz. Dimâm'in bir kişiden işiterek hiç
delil aramadan inandığı risâlet meselelerinde kendisini takrir ve tasdik
buyurmuş: «Benim Nebi olduğumu anlaman için mu'cizelerîmi görmen ve kafi
delillerle istidlal etmen lâzımdı...» dememiştir.
7- Hadîs, haber-i vâhidle amel caiz olduğuna da
delildir.
8- Mühim işlerde ve müthiş haberlerde yemin
caizdir.
Bu hadîsin Buhâri'deki
rivayetinde Hz. E n e s (R.A.)*in şöyle dediği zikrediliyor:.«Bir defa biz
mescidde otururken deve üzerinde gelen bir adam yanımıza girdi. Ve hemen deveyi
mescidin içine çöktürerek bağladı. Sonra:
— Muhammed hanginizdir?
diye sordu. Biz kendisine:
— Şu oturan beyaz zâttır,
diye cevap verdik. Adam:
— Abdülmuttalib'in oğlu
mu? dedi. Nebi (S.A.V.): Lebbeyk
«Sana icabet ettim»
buyurdu. Adam: «Ben sana bir şeyler soracağım ve biraz başını ağrıtacağım. Ama
sakın bana darılma!» dedi. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) «Aklına geleni sor.» buyurdular. Adam: «Seni
yaratan aşkına sana soruyorum. Seni Allah mı gönderdi?» dedi. Resulullah
(S.A.V.): «Evet» buyurdular...
Hadîsin bundan sonrası M
ü s l i m 'de olduğu gibidir. Buhâri rivayetinin delâlet ettiği ahkâm
şunlardır:
1- Hin-i hacette sözü
biraz uzatmak caizdir.
2- Câhilin sualine sabru
tehammül göstermek ve dini hususunda muhtâc olduğu bilgileri ona. öğretmek
lâzımdır.
3- Büyüklerin huzurunda
özür beyan etmek caizdir.